
Birçok kişi, etrafındaki dünyaya bakıp haklı olarak şu soruyu sorar: “Eğer Tanrı gerçekten sevgi dolu ve her şeye gücü yetense, neden dünyada bu kadar çok acı, gözyaşı ve adaletsizlik var?”
Bu soru, insanlık tarihinin en eski ve en derin sancılarından biridir. Sıkça sorulan sorulardan biri olmasının ötesinde, aslında hepimizin içini sızlatan kişisel bir haykırıştır. Hastane koridorlarında, adaletsizliğin karşısında ya da sevilen birinin kaybında hepimiz aynı sessiz soruyla baş başa kalırız: Peki ama neden? Eğer Tanrı varsa ve bizi seviyorsa, gerçekten öyle mi, neden müdahale etmiyor?
Sorunun Kaynağı: Yanlış Bir Teşhis
Bu konudaki düşünceleri incelerken, genellikle iki uç yaklaşımla karşılaşırız. Bazı felsefi görüşler, dünyadaki kötülüğü öne sürerek sevgi dolu bir Tanrı’nın var olamayacağını iddia eder. Diğer taraftan, bazı yüzeysel inanç yaklaşımları ise acıyı tamamen görmezden gelir; “Yeterince iman ederseniz başınıza kötü bir şey gelmez” diyerek insanların acısını küçümser.
Oysa konuya sadece tarihsel ve felsefi açıdan baktığımızda bile önemli detaylar görürüz. Kötülüğün ve acının varlığı, Tanrı’nın yokluğunu değil, tam aksine bu dünyanın yolunda gitmeyen, kırılmış bir şeyler barındırdığını gösterir. Bir Hristiyan için asıl önemli olan şey, bu acı gerçeğinin Kutsal Kitap’ın büyük hikâyesi içerisinde nerede durduğunu anlamaktır. Samimi bir şekilde itiraf etmeliyiz ki, dünya Tanrı’nın ilk başta yarattığı o kusursuz, “çok iyi” olan yer değildir. Dünyaya acıyı getiren şey, Tanrı’nın sevgisizliği değil, insanın Tanrı’nın egemenliğine başkaldırması, yani günahtır. Dolayısıyla, evrendeki bu kırıklık Tanrı’nın hatası değil, insanlığın Tanrı’dan uzaklaşmasının trajik bir sonucudur.
Kutsal Kitap Ne Diyor?
Peki, Tanrı bu acı karşısında sessiz mi kalmıştır? Kutsal Kitap’ın kalbine, Pavlus’un Romalılar’a yazdığı mektuba baktığımızda, Tanrı’nın bu durumdan habersiz olmadığını görürüz. Elçi Pavlus şöyle yazar:
“20-21Çünkü yaratılış amaçsızlığa teslim edildi. Bu da yaratılışın isteğiyle değil, onu amaçsızlığa teslim eden Tanrı’nın isteğiyle oldu. Çünkü yaratılışın, yozlaşmaya köle olmaktan kurtarılıp Tanrı çocuklarının yüce özgürlüğüne kavuşturulması umudu vardı. 22Bütün yaratılışın şu ana dek birlikte inleyip doğum ağrısı çektiğini biliyoruz.” (Romalılar 8:20-22)
Burada çok derin bir gerçek yatar: Tanrı dünyadaki acıya karşı duyarsız değildir. Yaratılış inlemektedir ve Tanrı bu iniltiyi duymaktadır. Nitekim Tanrı, acı çeken dünyamıza uzaktan bakan, sadece kurallar gönderen bize uzak bir yaratıcı değildir. O, acımıza ortak olmak için bizzat tarihin içine adım atmış bir Tanrı’dır.
Çarmıhtaki Sevgi
İşte Müjde’nin en çarpıcı ve bizi sarsan noktası burasıdır: Tanrı acıyı ortadan kaldırmak için yukarıdan bir buyruk indirmedi; Kendisi acının tam ortasına geldi. Mesih İsa’da beden alan Tanrı, bu dünyada dışlanmayı, ihaneti, fiziksel kırbaçlanmayı ve en nihayetinde çarmıhtaki o korkunç ölümü tecrübe etti.
Şunu unutmamak gerekir ki, Tanrı bizim acımızı sadece teorik olarak anlamıyor, onu bizzat bedeninde taşıyor. Çarmıh, Tanrı’nın bu dünyaya “Sizi seviyorum” deme şeklidir. O, hak etmediğimiz bir lütufla, bizim günahlarımızın getirdiği ayrılığı ve acıyı Kendi üzerine aldı. Mesih çarmıhta öldü, fakat hikâye orada bitmedi. O, ölümü yenerek dirildi! Bu diriliş, acının ve ölümün bu dünyadaki son sözü söylemeyeceğinin en büyük kanıtıdır.
Acının İçinde Tanrı’ya Güvenmek
Bu gerçek, bugün bizim acı dolu odalarımızda, kırık dökük hayatlarımızda ne anlama geliyor?
Bu, başımıza gelen her zorlukta yalnız olmadığımız anlamına gelir. Hastalıkla, kayıpla ya da hayal kırıklığıyla mücadele ederken, yanımızda “Acı nedir bilirim” diyen güçlü bir Kurtarıcı vardır. Tanrı’nın egemenliği o kadar büyüktür ki, hayatımızdaki en karanlık dönemleri bile bizi eğitmek, Kendisine benzetmek ve ruhsal olarak olgunlaştırmak için kullanabilir. Bir anlamda, acı bizi bu dünyaya daha az, sonsuz yaşama ve Tanrı’nın kutsallığına ise daha çok bağlayan bir araç haline gelir.
Umuda Bir Çağrı
Sevgili dostum, belki şu an hayatının en sancılı döneminden geçiyorsun. Belki de dünyanın adaletsizliği karşısında inancını, umudunu kaybetmek üzeresin. Fakat unutma ki, Hristiyan inancı acının varlığını inkar etmez; aksine, acının ortasında parlayan bir çarmıhı ve boş bir mezarı sunar.
Tanrı’nın sevgisinden şüphe ettiğin anlarda yönünü farklı tartışmalara değil, Golgota Tepesi’ndeki o çarmıha çevir. Orada senin için kanını döken, acına ortak olan ve seni lütfuyla sarmak isteyen bir Mesih – Kurtarıcı var. O, bugün seni sadece bir bilgiye değil, Kendisine iman etmeye, tövbeyle O’nun huzuruna gelmeye ve O’nun sarsılmaz esenliğinde dinlenmeye çağırıyor. Dünyanın yarası ne kadar büyük olursa olsun, Mesih’in lütfu ve vaat ettiği sonsuz yaşam ümidi ondan çok daha büyüktür. Zihnindeki soruları O’nun sevgisine teslim etmeye hazır mısın?
Paylaş
